Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

Okan Yüksel Yaziyor...

Okan Yüksel'in gündeme dair edebiyat, müzik, sinema, tiyatro ve politika yazıları...

Okan Bayülgen ve Disko Kralı

Okan Bayülgen Geçen hafta üniversitemizin Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Topluluğu'uyla birlikte İstanbul'a bir gezi düzenledik. İstanbul'a kadar gitmişken, geceyi Kanal D stüdyolarında, Okan Bayülgen'in Disko Kralı'nda geçirdik. Yaşadıklarım sonunda düşününce, üniversiteli gençliğin bu kadar basit programlarla oyalanmaması gerektiğine karar verdim. Hayır, yanlış anlamayın: Gelin, gecenin o saatinde de felsefe ya da ideoloji tartışalım demiyorum. İstediğim tek bir şey var o da artık doğru düzgün bir eğlence programı ihtiyacı! Gelsin birisi bizi adam gibi eğlendirsin istiyorum, yapamıyorlarsa, bıraksınlar, bayrağı biz devralalım.

Zaga ya da sonrasındaki Makina belki zamanın şartlarına göre oldukça iyiydi, benim de en büyük zevklerim arasındaydı bu programları izlemek. Ama bu sefer olmamış Okan Bayülgen! Disko kralı bana Mc Doanald's ya da Burger King'te çocuklara yapılan doğum günlerini hatırlattı. Orada da aynen Disko Kralında olduğu gibi çocuklara yönelik rölanti oyunlar oynatılırdı. Oysa Disko Kralı'nı çocuklar izlemiyor..

Onun dışında, konuklar da sokaktan toplanmış gibi. Örneğin, bizim katıldığımız programda ikisi pavyondan ve bir diğeri de Popstar'dan sıçramış üç konuk vardı. Diğerleri ise tarihin tozlu sayfalarında kalmış isimlerdi. Bu konuklarla bu diskonun eğlenceli bir tarafı kalmıyor. Pavyon sohbetleri ve pavyondan sıçramış isimler üniversite gençliğini eğlendiremiyor. Ayrıca Pacman pek de üniversite gençliğine hiç ama hiç hitap etmiyor!

Sözün özü, Okan Bayülgen eleştirmesini bilen bir kişi olarak, kendisini de eleştirmesini bilmeli ve karşımıza yeni bir eğlence programıyla çıkmalı. Üniversite gençliğini hafife almadan, ciddi ciddi.. Yok eğer yapamıyorsa; Sade Vatandaş çok iyi gidiyor, biz kendisini sadece orada izlemek zorunda kalacağız..

Hayatı Dolu Dolu Yaşamak...

Şu son günlerde hayatı dolu dolu yaşıyorum. Hemen hemen her dakikamda ne yapmam gerektiğini biliyorum. Bunun başlıca sebebi, pek tabii sınavların bir hayli yaklaşması ve üzerimdeki onca sorumluluk. Çalışmaktan ve hayatımın dolu dolu geçmesinden memnun oluyorum. Nedendir bilmiyorum ama çalışmak, hoşlandığım şeyler üzerine çalışmak beni çok mutlu kılıyor. Bu tadı aldım, artık bundan sonra çalışmanın peşini bırakacağımı sanmıyorum.. Bu noktada hayatımda da büyük değişimler yaşanacağa benziyor. Bu değişimler doğal olarak bloga da yansıyacak.. Değişim çok uzağım(ız)da değil..

Cumhuriyet'in Eğitim Sorunu!

Atatürk Siyaset Bilimi okuyanlar bilirler, hemen her rejim varlığını meşrulaştırmak için toplum içerisinde rejim yanlısı bir taban yaratmak durumunda kalır. Bu noktada ise hemen her devlet eğitimi kullanır. Bu taban yaratma eylemlerinin bütününe ise politik endoktrinasyon adı verilmektedir ve hemen her devlet diğer devletlerin politik endoktrinasyon çalışmalarına saygıyla yaklaşır.

Türkiye Cumhuriyeti de hemen hemen diğer tüm devletler gibi rejim yanlısı nesiller yetiştirmek gereğini ciddi olarak hissetmiş olmalı ki "milli" kelimesini savunma gibi bir bakanlığın dışında eğitim bakanlığının önüne de eklemiş.

Tüm bunlara karşın 2008 yılının Eylül ayında anladım ki, Türkiye Cumhuriyetinin politik endoktrinasyon çalışmaları tam anlamıyla iflas etmiştir! Siyasi Tarih dersim içerisinde hocamızın Kurtuluş Savaşı hakkında sorduğu soruları, bir amfi dolusu üniversite öğrencisi arasında tam olarak doğru cevaplayan tek bir öğrenci ne yazık ki çıkmadı. Arkadaşlarımı suçlamıyorum çünkü o gün o soruların doğru cevaplarını ben de tam olarak bilmiyordum.

Ayrıca sorunun biz öğrencilerde olduğunu da sanmıyorum. Çünkü hemen hemen hiçbir öğrenci soruların doğru cevaplarını tam olarak bilemedi. Hatta pek çok kişi Kurtuluş Savaşı ile I. Dünya Savaşı'nda savaştığımız cepheleri birbirine karıştırdı. Bu noktada sorunun öğrencilerde olduğunu düşünmek, kolaycılık olacaktır. Bu kolaycılığın acı sonuçlarını görmeye başladık bile: Atatürk'ü sevmeyip Humeyni'nin yolundan giden gençler türedi bu ülkede! Eğitim şart ama sözde değil özde bir eğitim!

Ankara'nın "Gaz"ına Bak, Gözlerimin Yaşına Bak..

Gaz Yurdum insanı ard arda gelen zamlarla bunalmışken utanılası belgeler düştü yurdum gündemine. Öğrendik ki yurdum insanından peşin olarak aldığı doğal gaz bedelini BOTAŞ'a ödemeyip kendi işlerinde kullanan güzide bir belediyemiz varmış. Hem de bu belediye Anadolu'nun kıyıda köşede kalmış, giden gelmez bir yerleşimde de değilmiş. Ta yurdumun orta yerinde, yurdumun başkentinin belediyesiymiş bu belediye.

24 saat aralıksız tebessüm eden Melih Gökçek'in başkanlığını yaptığı Ankara Büyükşehir Belediyesi eldindeki parayı BOTAŞ'a vermiyormuş. İşte bu sebepten, yani alamadığı borçları yüzünden, BOTAŞ yurdum insanının azıcık aşına da göz koymak durumunda kaldı. %25'lik zam bu halka kışın soğuklarda don demektir. Yazıktır, günahtır. Bu zihniyet(sizlik) artık yurduma yakışmamaktadır.

AKP'nin Diyarbakır Davası..

Tayyip Erdoğan İçinde bulunduğumuz bir yılı aşkın süredir bir Diyarbakır davasıdır tutturuldu gidiyor. Yok, orası bir kaledir, düşürülemez diyenler (DTP) bir kenarda; Diyarbakır artık bizimdir, seçimlerde alacağız diyenler (AKP) diğer bir kenarda.

Hangi savın daha güvenilir olduğunu zaman gösterecek. Önümüzdeki yerel seçimlerde DTP mi yaman, yoksa AKP mi; göreceğiz.

Peki, Batısıyla Doğusuyla ve elbette Kuzeyi ve Güneyiyle koca bir coğrafya olan yurdumda nedendir acaba bu Diyarbakır'ı alma savaşı? AKP neden önemser Diyarbakır'da DTP'li Osman Baydemir'in yerine AKP'li bir başkasını oturtmayı? Hemen hemen her televizyon kanalında AKP ve DTP'nin Diyarbakır savaşının gelişimine dair haberleri, yorumları buluyoruz ama bunun nedenini, her nedense, pek irdeleyen çıkmıyor.

Benim bu noktadaki tezim; AKP'nin "Türkiye'nin hemen her bölgesinden destek gören tek siyasal partisi" vizyonunu yaratmak amacında olduğudur. AKP, AB ve ABD'de kimilerinin beyninde Federe Kürt Devleti veya Kürdistan sözcükleri dolaşırken, Türkiye'yi bütünleştiren tek parti olduğunu vurgulamak amacında. Bunu yapmak istiyor, çünkü bunu başardığı zaman devletin hemen her kademesinde AKP alternatifsiz iktidar olarak algılanmaya başlayacaktır. Böyle bir dönemde hiçbir aklı başında kişi ikinci bir iktidar alternatifi olabilecek CHP ve MHP'yi desteklemeyecektir. Çünkü her iki parti de malum bölgede yok denecek düzeydedir. AKP bunun bilincinde olduğundan dolayı, Diyarbakır'ı alarak alternatifsiz iktidar olma sevdasında. Yoksa Diyarbakır'ı pek de salladıklarını sanmıyorum..

İnsan bu noktada MHP ve CHP'nin Diyarbakır'da olamamasının sonuçlarının her iki parti için de ne kadar yıkıcı olabileceğini görüyor. MHP'yi geçiyorum ama CHP'nin sol olduğunu iddia eden bir parti olarak bu noktada yapması gerekten pek çok şey olduğuna inanıyorum. Umarım bunu da görmekte çok geç kalmaz CHP..

Ticaretin Kökeni Çalmaktır!

Ticaret Bu yıl mükemmel bir ders alıyorum, ders kadar mükemmel bir akademisyenden. Bu noktada da pek çok malzeme ediniyorum blog için. İşte bunlardan birisini paylaşacağım, "Ticaretin Kökeni Çalmaktır!" başlığı altında.

Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek maksadıyla, sözü hemen Siyasi Tarih adlı ders kitabımızın yazarı Prof. Dr. Oral Sander'e bırakıyorum. Diyor ki Oral Sander; "Yerel güvenliğin sağlanmasıyla, değer verilen maddelerin ele geçirilmesinde zora başvurma geçerli yol olmaktan çıkınca, bunların ticaretle sağlanması seçeneğine başvuruldu. Böylece etkili yerel savunmanın gelişmesiyle, korsan gemileri yerini ticaret gemilerine, haydutlar da tüccarlara bıraktı. Hatta çoğu haydut ve korsan, meslek değiştirerek, tüccar oldular." Oral Sander, verdiği dipnotta da şunları eklemeyi ihmal etmiyor: "Bugün özellikle ABD'deki iş adamlarının genel olarak temel nitelikleri ve hatta açıkça benimsedikleri iş ilkeleri ile Batı'nın tüccarlarının çıkış noktası arasındaki koşutluk ilginçtir."

Hal böyle olunca, ABD'li petrol firmalarının petrol, silah firmalarının silah satabilmek için savaşlar çıkartıp çocukları öldürtmelerine; gelişmekte olan ülkeleri sömürmelerine pek şaşırmamak gerekiyor. Sonuç itibariyle onlar, hala ilk günkü noktada; korsanlık ve haydutluk yapmaya devam ediyorlar. Sanırım birileri akıllanmadığı sürece bu işte başarılı olmaya devam da edecekler.

Devlet Planlama Teşkilatı ve Microsoft

DPT Uludağ Üniversitesi ÇEKO Topluluğu'nun organize ettiği Ankara ve Devlet Planlama Teşkilatı Gezisi'ne bir Uluslararası İlişkiler Öğrencisi olarak katıldım. Ankara her zamanki gibiydi, tabii arkadaşlarla daha bir tatlı gelmedi değil.. Biraz gezme tozma ardından yolumuz Devlet Planlama Teşkilatı'na düştü.

Devlet Planlama Teşkilatı, kısaca DPT; Türkiye'nin geleceğini planlamak amacıyla faaliyet yürüten bir kurum. Binlerce yayını ve bir o kadar da önemli çalışanı var. Herşey çok güzel, çok iyi ama..

İşte işin bir de "ama"sı var. DPT içerisinde pek çok sunum izledik, ne yazık ki hemen her program Microsoft'undu. Buna üzüldüm çünkü, Türkiye'nin yarınlarını planlama iddiasındaki bir kurumun Microsoft ürünlerini kullanması yarınlarda da Bill Gates'e milyon dolarlar ödeyeceğimizin bir göstergesi. Ne yazık ki DPT bile bir milli yazılıma sahip değil, insan üzülüyor..

Ayrıca şunu da eklemeliyim. Sunumlar sonrasında soru-cevap kısmına geçildi ve beni çok mutlu eden bir gelişme yaşandı. Hemen her arkadaşım özelleştirme politikaları hakkında kaygılarına dair sorular yöneltti. Sonrasında ben de sordum bir soru: Acaba, dedim: ben mi çok safım yoksa biz Türk Telekom'un satışından büyük karlar mı elde ettik.. Cevap gülen bir ses tonuyla geldi ve hiç de saf olmadığımızı söyledi..

II. Bursa Blog Yazarları Buluşması..

000_0724000_0722100_6380100_6363
100_6371 000_0746000_0725000_0745

II. Bursa Blog Yazarları Buluşması en sonunda gerçekleştirildi. Otuza yakın katılımcının, konusunda uzman yazar ve öğretim üyelerinin de katılımıyla renklenen buluşma bir dahaki sefere tekrar buluşmak üzere sona erdirildi. İşte buluşmadan fotoğraflar..

II. Bursa Blog Yazarları Buluşması, Zaman ve Mekan

ZAMAN: 18 Ekim 2008 Cumartesi, saat 11:30

MEKAN: Bursa, Kültür Park (Stad Girişi), Ender Aile Çay Bahçesi

II. Bursa Blog Yazarları Buluşması Hakkında Bilgilendirme..

Önümüzdeki Cumartesi günü, 18 Ekim 2008, Bursa'da KültürPark Ender Aile Çay Bahçesi'nde saat 11:30'da yine hep beraber güzel bir buluşmaya imza atacağız. İstanbul, Ankara, İzmir, Çanakkale ve tabii ki Bursa'dan gelecek blog (yazar/okur)larıyla hasret giderecek, dünümüzü, bugünümüzü ve elbette yarınımızı masaya yatıracağız. Bu güzellik içerisinde sizin olmamanız bizim için çok üzücü olacaktır, bu sebepten sizleri de aramızda görmek istiyoruz.

Şu an itibariyle elli kişiye yakın bir katılımcı sayısını hedefliyoruz.  Konferanslar ve söyleşiler ise ayrıca ekstralarımız. Uludağ Üniversitesi'nden katılacak akademisyenlerle, alanımızda bir ilki gerçekleştireceğiz. Doç Dr. Kamuran Reçber, bizlere "İnternette Hukuk" konulu bir konferans verecek. Ayrıca Prof. Dr. Tayyar Arı ve Dr. Ferhat Pirinçci ile görüşmelerimiz sürüyor.

Sözün özü, biz bu Cumartesi Kültür Park'ın o mükemmel doğasında sizleri bekliyor olacağız. Siz olmadan eksik, sizsiz olmadan tatsız olsun istemiyoruz bu güzel gün. İşte bu sebepten sakın ola alternatif birşeyler düşünmeyin

Aksi yazı içerisinde belirtimediği takdirde tüm yazınsal içerik Okan Yüksel'e aittir. Bu sebepten, siteden yapılacak yazınsal alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Görsel malzemeler muhtelif yayınlarda da geçtiği için ve asıl kaynağa ulaşmanın zorluğu sebebiyle kaynaksız yayınlanmaktadır. Bu noktada kaynak bildirimi yapıldığı vakit, görsel içeriğin kaynağı belirtilecektir. Yorumların hukuki sorumluluğu, yorum sahibine aittir. Her türlü soru ve sorun için okan_yuksel@yahoo.com iletişim adresi kullanılabilir. "Okan Yüksel Yazıyor.." Anayasaya sadık, hukukun üstünlüğüne bağlıdır.